Defter

Boş sayfalarına baktıkça kendime kızabileceğim bir defterim olmalı. Sanki birgün, birileri kapağı kaldırıp okuyabilir diye, dikkatle yazacağım bir defter. Paylaşmak zorunda bırakan, yazarken tekrar okutan ve yazmak zorunda bırakan bir defter. Kendi kendine yazıyormuş gibi yalın, ama aynı zamanda yüksek sesle düşünür gibi dikkatli yazılmalı. Umursamadan, ama hesaplayarak... Sarhoşken yazılan, ama ayılınca yayınlanan...
Umarım.

28 Şubat 2010 Pazar

2 Adam, 1 Oda

Odamda bir haftadır yalnızım. Umarım kimse gelmez.

Hey, kimse!! Sana sesleniyorum burdan, duy beni!!
Gelme babuş ya, iyi buralar böyle. Bak gelmezsen söz sana ulan, şiirler şarkılar yazacağım yokluğuna. Odamda tencereler, tavalar,, dans edicez ruhuna..

Gelme lan!

23 Şubat 2010 Salı

İnsan midesine dikkat etmeli !

Bozuk bi yemek insanın midesini allak bullak edebiliyor. Sonra koşup bir an önce kusmak istiyorsun. Kurtulmak, yok etmek düşüncesi rahatlatıyor o anda.

Lezzetsiz bir yemekten insana zarar gelmez ama. En fazla gereksizdi dersin, ertesi gün tekrar yemeye gerek yok dersin, ne bileyim kediye köpeğe falan verirsin, gider. Ama bozuk yemek tehlikelidir. Çöpe atmadan poşetin ağzını sıkı sıkıya düğümlemezsen eğer, gece uykuların kaçar. Hep acaba dersin, acaba poşetin ağzını yeterince sıkı bağladım mı? Yaratabileceğin zararın farkındasındır çünkü.

Bunun farkında olmak, ayırdına varabilmek, o kadar zor değildirdir bir de. İyi ile ahlakın, kötü ile ahlaksızlığın arasında o kadar ince bir çizgi yoktur. Bunlar apayrı şeylerdir. Yine de insanlar zehirlenme korkusu yüzünden sadece lezzetsiz olan yemeklere bile ihtiyatla yaklaşırlar.

Hatta ben lezzetsiz bir yemeğe bile burun kıvırırım çoğu zaman. Ama böyle bir yemek yediğim için hiç sinirlenmişliğim, ya da canımı sıkmışlığımda yoktur hani.Anneme bu yemek niye tatsız tuzsuz diye sorduğumu, veya neden bu kadar özensiz yapılmış diye kızdığımı hiç hatırlamıyorum. Ama bir sabah ortaokul kantininde yediğim cantık yüzünden zehirlendiğimi ve ertesi gün kantincinin yüzüne nasıl küfrettiğimi çok iyi hatırlıyorum. Hatta o akşam sabaha kadar defalarca kustuğumu bile hatırlıyorum. İnsan zihni ne kadar ilginç değil mi???
İnsan midesi kadar ilginç olamaz ama...

18 Şubat 2010 Perşembe

Hadi biraz nefes alalım o zaman, biraz kendimizi hatırlayalım. Olurmu??

"On the road again
Just can't wait to get on the road again
The life I love is makin' music with my friends
And I can't wait to get on the road again
On the road again
Goin' places that I've never been
Seein' things that I may never see again,
And I can't wait to get on the road again."

İzmir'e!!

17 Şubat 2010 Çarşamba

son 5 senede şu 5 ay içinde olduğum kadar hasta olmamış olabilirim :S

16 Şubat 2010 Salı

hızlı, biraz daha hızlı lütfen.. Pardon bayan, biraz acele eder misiniz?

Çok mu hızlı acaba?

yeter artık, lütfen.. Önemseme kendini bu kadar. N'olur ki öyle olsa. Ne olmuş ki daha önce olduğunda?? Hem bak bu öyle birşey de değil. Öyle olsa konuşabilirmiydik şu anda. O zamanları hatırlasana! Hatırla!!
Şhh!! Buraya bak! Kaçamazsın bu sefer, artık içimdesin. Önce cevap vericeksin bana. Gel otur şöyle, konuşucaz bunu. Hem bak bi dinle; gördün sen bir kere artık oğlum, iş işten geçti. Kafanı uzattın ve baktın, iflah olamazsın öylesiyle. Boşver o yüzden, düşünme. Bırak! Bırak diyorum bak sana, duyuyor musun? Canını yakarım, artık yapabilirim, biliyorsun. Artık beraberiz. Demiştim sana, bakma demiştim, yapamazsın demiştim. Dinlemedin madem, o zaman şimdi hatırla!! Kafayı yersin demiştim, hatırlasana!! Bu sefer kapının arkasında ben varım! Artık kaçış yok, geçtin sen o çizgiyi çoktan, sonuçlarını bile bile geçtin. Hatırla!!
Ee, peki ya sonra?
koş, koş, koş.. Dön,, dön... Hadi bırak artık, yeter bu kadar, sonra falan yok! Kalk hadi, gitme vakti geldi. Silkelen şöyle bir, biraz kafanı topla. At üstünden eskileri, kaldır kafanı. Bak yaralanıyorsun, dikkat et biraz. Ben seni severim hem, bilirsin.. Hele bi biraz durul şöyle, sakinleş. Kalk yat bi yatağına. Hele bir gece olsun iyice. Hele şöyle gitsin herkes, sönsün ışıklar; o zaman konuşacağız. Ay ışığı yatağına vurmaya başladığında, bizde konuşmaya başlayacağız. Yanına sokulup, gireceğim yorganın altına. Göğsüne yatıp, Fısıldayacağım kulağına. Yavuz! Kalk! İşte o zaman konuşacağız. İlk defa erkek gibi konuşağız hemde. Hep kaçardın benden böyle anlarda hatırlıyor musun? Çok uzak geliyor değil mi o zamanlar şimdi sana. Korkma! Geleceğim yanına, usul usul şarkılar söyleyeceğim kulaklarına. Bu seferki uyutmayacak seni ama.. Uyanacaksın, adam gibi konuşacağız sonunda...


Adam; karanlıkta bir var, bir yok...

10 Şubat 2010 Çarşamba

Son gün

Ne yapmalı acaba??
hım hım hım... Biraz aşil. Labella olabilir, tabi eğer gitmeye cesaret edebilirsem. Sanırım bunlar yeterli.
Sevda'ya sorsam Irgandı köprüsüne götürür heralde beni :)

Acaba???

Bir hikaye anlatmamı istemişti. Ben pek iyi konuşamam. Yani aslında konuşurumda, yazmaya alışmış beynim uzun cümleler kurmaya başlayınca pek toparlayamaz. Ama yine de anlattım. Merak ediyorum dedi, acaba o tarafta ne var? Zırvaladım biraz. Baktım olmayacak, tuttum elinden gösterdim. Yürüdük beraber. Bi Tom waits şarkısı vardı yürürken hep dudaklarımda;

I like my town with a little drop of poison
Nobody knows they're lining up to go insane
I'm all alone, I smoke my friends down to the filter
But I feel much cleaner after it rains


Kapıdan çıkınca bir kedi gördüm; midemize tırnaklarını geçirmiş, göğsümüzden yukarı tırmanmaya çalışıyordu sanki. Pek umursamadım. Biraz midem bulandı, kusacak gibi oldum. Yutkununca geçti. Biraz daha yürüdük bizde,ıslandık. Kedi yağmurda kalınca duruldu. Sonradan bulduğumuz o saçağın altında ısınıp iyice rahatladı. Kedi sakinleşince bizde rahatladık zaten, ilk defa indirdik duvarlarımızı. Yeni şeyler gördük. Ben biraz toprak kokusu aldım. Çocukluğumun kokusuydu o. Ihlamur ağacı yağmurda çok ıslanınca çürük tahta ve toprak karışımı garip bi koku salar etrafa. Yıllar sonra belki yine aynı sokaklarda o kokuyu duydum, hatırladım. Çok eskilerden gelmişti, bize biraz hayal gücü getirmişti korkularımızı yenebilelim diye. Bende yorganı kafama çekip, gözlerimi kapattım. Hayal ettim.
Duvarın arkasında gördüklerim güzeldi. Sanırım o da hoşlandı gördüklerinden, şaşırdı. Ne vardı ki sahi o tarafta??
Yüksek duvarlar vardı aralarında yürüyebileceğimiz, ha birde yeşil çimenlerle kaplıydı kaldırımlar... Aklıma o an bunlar gelmişti, haberim yoktu daha ıhlamurun kokusundan..

5 Şubat 2010 Cuma

ne zaman başladık dönmeye?

insanın içi sıcaksa üşümez, gerçekten. Şöyle kemikleri birbirine yaklaştıracak, buharlı, nefessiz, kaynayan bir duş sizi birkaç saat soğukta idare edebilir. Üşümezsiniz. Yani soğuğu elbette hissedersiniz. Ve kendinizi biraz fazla dinlerseniz, bu durumdan şikayet bile edebilirsinniz. Ancak gerçekten üşümezsiniz. O soğuk içinize işlememiştir çünkü. İçeride hala kaynayan, direnen birşeyler vardır. Sadece hissedersiniz.