Bir hikaye anlatmamı istemişti. Ben pek iyi konuşamam. Yani aslında konuşurumda, yazmaya alışmış beynim uzun cümleler kurmaya başlayınca pek toparlayamaz. Ama yine de anlattım. Merak ediyorum dedi, acaba o tarafta ne var? Zırvaladım biraz. Baktım olmayacak, tuttum elinden gösterdim. Yürüdük beraber. Bi Tom waits şarkısı vardı yürürken hep dudaklarımda;
I like my town with a little drop of poison
Nobody knows they're lining up to go insane
I'm all alone, I smoke my friends down to the filter
But I feel much cleaner after it rains
Kapıdan çıkınca bir kedi gördüm; midemize tırnaklarını geçirmiş, göğsümüzden yukarı tırmanmaya çalışıyordu sanki. Pek umursamadım. Biraz midem bulandı, kusacak gibi oldum. Yutkununca geçti. Biraz daha yürüdük bizde,ıslandık. Kedi yağmurda kalınca duruldu. Sonradan bulduğumuz o saçağın altında ısınıp iyice rahatladı. Kedi sakinleşince bizde rahatladık zaten, ilk defa indirdik duvarlarımızı. Yeni şeyler gördük. Ben biraz toprak kokusu aldım. Çocukluğumun kokusuydu o. Ihlamur ağacı yağmurda çok ıslanınca çürük tahta ve toprak karışımı garip bi koku salar etrafa. Yıllar sonra belki yine aynı sokaklarda o kokuyu duydum, hatırladım. Çok eskilerden gelmişti, bize biraz hayal gücü getirmişti korkularımızı yenebilelim diye. Bende yorganı kafama çekip, gözlerimi kapattım. Hayal ettim.
Duvarın arkasında gördüklerim güzeldi. Sanırım o da hoşlandı gördüklerinden, şaşırdı. Ne vardı ki sahi o tarafta??
Yüksek duvarlar vardı aralarında yürüyebileceğimiz, ha birde yeşil çimenlerle kaplıydı kaldırımlar... Aklıma o an bunlar gelmişti, haberim yoktu daha ıhlamurun kokusundan..
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder