28 Ocak 2010 Perşembe
Bütün bunlar bir düş!
Zaten hep öyle değil midir? Önce yaparsın, sonra düşünürsün. Ama o yaptığın şeyin senin kafanda uyandırdıkları, eylemin kendisinden çok, senin onu yorumlamanla ilgilidir. Yani kendi eylemine getirdiğin yorum, yaptığın eylemin kendisinden çok daha önemlidir. İşte umursamamak burda önem kazanmaya başlıyor. Eyleme geçtikten sonra, kendi benliğini, değer yargılarını silikleştirebilmek, daha uzaktan bakabilmek doğru olan. İnsana etkileri daha net gösteren. Umursamamak önemli. Meşgul olmak. Kendini meşgul tutmak. Tabi önce umursamak gerekiyor. Meşgul olabilmek için yani. Sanırım umursamaz olamıyacak kadar umursamazım. Buna bir şeyler yapmak lazım gibi geliyor:) Eğlendim.
27 Ocak 2010 Çarşamba
"Ve Tanrılar çöktü!!!"
Ve sonra huzur.
Yeni bi gün insana güzel bi sabahla beraber, geceyide getiriyor. İşte tam bu yüzden sabah huzuru herzaman yarım bir huzur. En azından gururlu bir erkek için bu böyle olmalı.
Her şeye rağmen iyi bir performanstı. Uzun süredir görmediğin bi dostla ilk saatlerinde ne kadar başarılı olunabilrse, okadar başarılı olduk. Biraz çekindi o sanırım, erken mi geldim dedi. Bize tepeden baktı, hayrola dedi, uğramazdın... Zaten uzun kalmıycam dedim, kendime bakmaya geldim. İşimi görüp gidicem. Büyümüşsün dedi, artık o çocuksu saflığın yok. Ama bunu iyi bir şeymiş gibi söylemedi, enseme yavaşça sokulup, söyleyeceklerini söyledikten sonra düşünmeme bile fırsat vermeden uzaklaştı. Yeni bir ilişki biçimi geliştirmemiz gerekecek dedim, değişmemiz, gelişmemiz...
Gerçeklik duygusuydu sanırım hayatımıza bir anda karışan ve rüyalarımıza sızan.
Ah, gece. Geceyi bilmeyen ondan uzak durmalı.
26 Ocak 2010 Salı
24 Ocak 2010 Pazar
"Nerden geldim, niye geldim. Babamdan gelen spermi ben mi seçtim?"
Kaybolmuş bir adam, düşünceler ve düşler içinde kaybolmuş bir adam var burda. Utancın o ılık, sarmalayan, tatlı girdabına kendini bırakmış, dönmeyi seven bir adam.. O mide bulantısını deliler gibi özleyen bir adam... Hayatını klozete, deliğine de kendi benliğini koymuş bir adam var burda. Ondan ne bekleyebilirsiniz ki?? Bir akşam oturur, karlı bir akşam yada bir bahar akşamında, farketmez. Onun için büyük değişimler yoktur. Hayat değişmezdir onun için. Sadece akar. Belli bir düzlem üzerinde, bir sayı doğrusu üzerinde akar. 3. boyut hep çok uzaklardadır.
O oturduğu ve yine düşündüğü bir akşam; arkadaşını da farkettirmeden kendi düşünceleri arasına esir alıp, büyük kararlar alır kendince. Hiçbir zaman uygulanamayacak kararlar... Kararların uygulanamaması imkansızlıktan değilde, sadece adamın sorumsuzluğundandır. Ve bu kararlar, -sadece bu kararlar- onun hayatını, beyniini, düşüncelerini rahratlatmaya yeter. Hırsları yoktur bu adamın. Onlar da o girdabın içinde lağımı boylamışlardır çoktan...
Şimdi bana sorsan niye diye, yani ona, o adama sorsan; herhalde korkudan derim. Sahip olma ve bu sahip olma sonucunda gelen o kaybetme korkusundan. Böyle bir yere gidilir, varılır mı, bence, ya da adamca, varılmaz. Yo, hayır. Onun yaptığı bilmemekten değilde, büyük ölçüde kabul etmemekten ve reddetmekten kaynaklanır. Öyle de salak bir adam işte. Öyle salak bir adam ki, yazdığını, yazabildiğini zanneder. Ancak hiç silmeden, düşünmeden, duraklamadan yazdığında – aynı burada olduğu gibi- bombok birşey çıkartır kağıdın üstüne böyle. Okunamayan bir metin alır eline. Sorun belkide babadadır. Biz anne olarak belki de görevimizi yapmışızdır. Sorun belkide paylaştığıımız spermdedir. Ama evet, bu spermide biz seçtik sanırım.
birilerini kaybetme eşiği, yanlış sonrası, yenilerin doğumu ve dolayısıyla ortaya çıkan sorumluluklar sonunda, yabancı bir yatak odasında geçirilen tatlı bir akşamdan...
defter.
Umarım.
