Defter

Boş sayfalarına baktıkça kendime kızabileceğim bir defterim olmalı. Sanki birgün, birileri kapağı kaldırıp okuyabilir diye, dikkatle yazacağım bir defter. Paylaşmak zorunda bırakan, yazarken tekrar okutan ve yazmak zorunda bırakan bir defter. Kendi kendine yazıyormuş gibi yalın, ama aynı zamanda yüksek sesle düşünür gibi dikkatli yazılmalı. Umursamadan, ama hesaplayarak... Sarhoşken yazılan, ama ayılınca yayınlanan...
Umarım.

29 Mart 2010 Pazartesi

mır mır mır

her gece aynı saatte o tekerlekli-metal şeyle odamın önünden geçen kafe çalışanları, çoğu gece beni uykumun tam orta yerinde selamlıyorlar. Bazı gecelerdeyse elimde bir bardak kahve oluyor. İşte o zaman diyorum ki, gecenin bu saatinde uyanık olup iş yapan sadece ben değilmişim. Uyumak yok diyorum. Hem uyuyacağımda ne olacak? Bak diyorum, onlar uyuyor mu?
Hem zaten gece her haliyle iyidir. Hiç yapmak istemediğin bir işi yapıyor olduğun geceler bile iyidir. Çünkü en nihayetinde iş iştir, gece gecedir. Bu gerçeklik değişmez.
O yüzden, gözlerimin kapanmaya çalıştığı o bir saniyelik karar anında kendi iç sesimi duyurmaya çalışıyorum. Kalk!
Bazen dışım içimi duyuyor, devam ediyor, bazense sesim - yıllardır içimde tuttuğum, utangaç, ve ışık görmeye görmeye zayıflamış iç sesim- irademle zihnimin çarpışırken çıkardığı gürültüde kaynayıp gidiyor.
İşte o zaman utangaç bir sabaha merhaba diyorum.

23 Mart 2010 Salı

Kahve

"kahve mideye iner ve ondan sonra her şey harekete geçer: düşünceler tıpkı sava meydanındaki büyük bir ordunun taburları gibi birbiri ardı sıra gelir; savaş başlar. hatıralar, savaş düzeni alan askerlerin önünde ilerleyen bir bayraktar gibi koşar adım saldırıya geçerler. hafif süvariler görkemli bir şekilde dörtnala kalkar. mantığın topçuları nakliye birlikleri ve fişek kovanlarıyla gümbürder. en zekice buluşlar keskin nişancılar olarak katılır. karakterler kostümlerini kuşanır, kağıt mürekkeple kaplanır, muharebe başlar ve savaşın yapıldığı meydan nasıl kapkara barut dumanının altında kalıyorsa bu muharebe de kara dalgaların akınıyla son bulur."
Balzac

Alkollü içecekleri de severim ama bu daha farklı bişey sanki. Alkol insanı ne kadar mantıksızlığa, aceleciliğe, şehvete sürüklüyorsa içilen bir fincan kahvede tam tersi bir etki yaratıyor. Bi yandan beyni hızlandırıp düşünmeye iterken, aynı zamanda sakinleştiriyor. Nasıl oluyorda, bi fincan içindeki bir avuç sıvı nasıl insanı bu kadar etkiliyor anlamıyorum.
Hele uyanmam gerekenden biraz önce uyanabilmişsem eğer, ve hele birde duş alabilmişsem... Böylece içtiğim kahvenin tadını hiçbir şey vermeyecek sanırım bana. Zihnin o en berrak ve temiz haliyle bi an durdurup hayatı, sadece o anda ne hissettiğini düşünmek, önünde uzanan o günü düşünmek...
Bu çok büyük bi mutluluk.

20 Mart 2010 Cumartesi

topuklu spor ayakkabı

bunu yapan insan evladı parayıda karıyıda götürür. Aha buraya yazıyorum.

Acaba nike bu işe el attıktan sonra ben bunu düşünmüştüm, fikir benimdi diye kaypaklık yapsam. Bak bloga bile yazmıştım desem tazminat felan alırmıyım acaba??
Ben yazmış bulunayımda sonradan tazminatı vermeyenler utansın!!

17 Mart 2010 Çarşamba

zurnanın zırt dediği yer. Yalnızlık bana iyi gelmedi, yoksa geldimi?? bölüm-1

Bu gece aynadaki yansımama sıktığım kurşunlarla küçük bir ordu kurabilirdim.

Yeni dünyanın Adolf hitleri olabilirdim. Ya da gölde balık avlayabilirdim. Sonra arkadaşlarla toplaşıp mangal yapardık. Oturduğumuz yerden çam ağaçlarının yapraklarını saymaya çalışırdık.


Kendine saygı duymak, bazen karşındaki insana saygı duymaktan çok daha zor olabiliyor. Sonra katil olmak istiyorsun. Ya da uykucu
Bazen insana o yorganı açıp açmamak, dünyanın en çözülemez problemi gibi gelebiliyor. Sonra 3-4 saatlik rahatsız uykuna 1-2 saatlikte huzursuz uykusuzluk ekleniyor. Hemde üzerinde bir yorgan ve beyninde bir hiç ile.
Hayat bazen çok karışık. Karveışık. Bazense kaşık. Sadri alışık, uykusuz gecelere alışık. Karanlık odamda bir gram ışık. Sapı bükülemez, son derece paslanmaz en birinci kalite kaşık.
Hadi artık yatağa. Sabah kahvemi seninle karıştıracağım müşkülpesent kaşık.
tik-tak.

tik tak

yorganı sıyır.
kahveyi iç.
beyni aç-ger.


sesleri dinle.
hafif düşün.

onu oku.
bunu yaz.


kadehte likit kas gevşetici.
yatakta tutuk ruh sakinleştirici.

beyni kapa-darla.
geceyi öp.

zzZzzz...

11 Mart 2010 Perşembe

hoşlandığın kıza gidip böyle böyle demek

-abi git o zaman anlat derdini, de böyle böyle..
-gidiyim mi lan?
-e git tabi!

tırıs tırıs tırıs.
-merhaba! pek tanışmıyoruz ama, bişey diycektim ben; böyle böyle !?!
-tamam o zaman akşam sana geliyim canım. Acelem var şimdi gelince konuşuruz artık. Öptüm byes!
...

-dememişmiydim olum ben haftasına kalmaz yalarsın diye!


*bi siktirin gidin lan! Olurmuymuş öyle şey!!

10 Mart 2010 Çarşamba

Supradyn, camel soft ve tanflex üçlüsü...

tekrar hasta olmak istemiyorum.

Boğazlarım ağrıyor yine. Ve bu ağrı beni çok kararsız bırakıyor, ikilemlere sürüklüyor.:)

Şöyleki; boğazım ağrıdığı için sigara içemiyorum. Sigara içmediğim için başım ağrımaya başlıyor. Hadi diyorum bi sigara içiyim. Evet sigara içince başımın ağrısını unutuyorum. Ama bu nikotinden kaynaklanan rahatlamayla olmuyor. Boğazımdaki acı sigara içince o kadar artıyor ki başımdaki ağrıyı bastırıyor!
Sanki birileri hasta olmadığım her yıl için benden intikam alıyor..
Herşeyin başı sağlık.
Ha birde, alkol kötülüklerin anasıdır.
bitti.

7 Mart 2010 Pazar

Alkol vs Hesap

Bir kadın;
oturuyor bar sandalyesinde,
durmadan kapıya bakıyor.
Bekliyor bir merhaba gelsin diye.
Adamsa;
ağzında sigara sarılmış,
rakamlara bakıyor.
Verip verebileceği her hesaba küfrediyor.

Bir merhaba gelse,
Ya da hesap hiç gelmese...
mutlu olurlar(mı).

Laptop Vs Zaman. Fight!!

Bütün gün laptopun karşısında oturduğum günlerden nefret ediyorum.
Az kaldı, yazıklıktan ağlıyacağım.