Kaybolmuş bir adam, düşünceler ve düşler içinde kaybolmuş bir adam var burda. Utancın o ılık, sarmalayan, tatlı girdabına kendini bırakmış, dönmeyi seven bir adam.. O mide bulantısını deliler gibi özleyen bir adam... Hayatını klozete, deliğine de kendi benliğini koymuş bir adam var burda. Ondan ne bekleyebilirsiniz ki?? Bir akşam oturur, karlı bir akşam yada bir bahar akşamında, farketmez. Onun için büyük değişimler yoktur. Hayat değişmezdir onun için. Sadece akar. Belli bir düzlem üzerinde, bir sayı doğrusu üzerinde akar. 3. boyut hep çok uzaklardadır.
O oturduğu ve yine düşündüğü bir akşam; arkadaşını da farkettirmeden kendi düşünceleri arasına esir alıp, büyük kararlar alır kendince. Hiçbir zaman uygulanamayacak kararlar... Kararların uygulanamaması imkansızlıktan değilde, sadece adamın sorumsuzluğundandır. Ve bu kararlar, -sadece bu kararlar- onun hayatını, beyniini, düşüncelerini rahratlatmaya yeter. Hırsları yoktur bu adamın. Onlar da o girdabın içinde lağımı boylamışlardır çoktan...
Şimdi bana sorsan niye diye, yani ona, o adama sorsan; herhalde korkudan derim. Sahip olma ve bu sahip olma sonucunda gelen o kaybetme korkusundan. Böyle bir yere gidilir, varılır mı, bence, ya da adamca, varılmaz. Yo, hayır. Onun yaptığı bilmemekten değilde, büyük ölçüde kabul etmemekten ve reddetmekten kaynaklanır. Öyle de salak bir adam işte. Öyle salak bir adam ki, yazdığını, yazabildiğini zanneder. Ancak hiç silmeden, düşünmeden, duraklamadan yazdığında – aynı burada olduğu gibi- bombok birşey çıkartır kağıdın üstüne böyle. Okunamayan bir metin alır eline. Sorun belkide babadadır. Biz anne olarak belki de görevimizi yapmışızdır. Sorun belkide paylaştığıımız spermdedir. Ama evet, bu spermide biz seçtik sanırım.
birilerini kaybetme eşiği, yanlış sonrası, yenilerin doğumu ve dolayısıyla ortaya çıkan sorumluluklar sonunda, yabancı bir yatak odasında geçirilen tatlı bir akşamdan...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder