Defter

Boş sayfalarına baktıkça kendime kızabileceğim bir defterim olmalı. Sanki birgün, birileri kapağı kaldırıp okuyabilir diye, dikkatle yazacağım bir defter. Paylaşmak zorunda bırakan, yazarken tekrar okutan ve yazmak zorunda bırakan bir defter. Kendi kendine yazıyormuş gibi yalın, ama aynı zamanda yüksek sesle düşünür gibi dikkatli yazılmalı. Umursamadan, ama hesaplayarak... Sarhoşken yazılan, ama ayılınca yayınlanan...
Umarım.

23 Mart 2010 Salı

Kahve

"kahve mideye iner ve ondan sonra her şey harekete geçer: düşünceler tıpkı sava meydanındaki büyük bir ordunun taburları gibi birbiri ardı sıra gelir; savaş başlar. hatıralar, savaş düzeni alan askerlerin önünde ilerleyen bir bayraktar gibi koşar adım saldırıya geçerler. hafif süvariler görkemli bir şekilde dörtnala kalkar. mantığın topçuları nakliye birlikleri ve fişek kovanlarıyla gümbürder. en zekice buluşlar keskin nişancılar olarak katılır. karakterler kostümlerini kuşanır, kağıt mürekkeple kaplanır, muharebe başlar ve savaşın yapıldığı meydan nasıl kapkara barut dumanının altında kalıyorsa bu muharebe de kara dalgaların akınıyla son bulur."
Balzac

Alkollü içecekleri de severim ama bu daha farklı bişey sanki. Alkol insanı ne kadar mantıksızlığa, aceleciliğe, şehvete sürüklüyorsa içilen bir fincan kahvede tam tersi bir etki yaratıyor. Bi yandan beyni hızlandırıp düşünmeye iterken, aynı zamanda sakinleştiriyor. Nasıl oluyorda, bi fincan içindeki bir avuç sıvı nasıl insanı bu kadar etkiliyor anlamıyorum.
Hele uyanmam gerekenden biraz önce uyanabilmişsem eğer, ve hele birde duş alabilmişsem... Böylece içtiğim kahvenin tadını hiçbir şey vermeyecek sanırım bana. Zihnin o en berrak ve temiz haliyle bi an durdurup hayatı, sadece o anda ne hissettiğini düşünmek, önünde uzanan o günü düşünmek...
Bu çok büyük bi mutluluk.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder