Defter

Boş sayfalarına baktıkça kendime kızabileceğim bir defterim olmalı. Sanki birgün, birileri kapağı kaldırıp okuyabilir diye, dikkatle yazacağım bir defter. Paylaşmak zorunda bırakan, yazarken tekrar okutan ve yazmak zorunda bırakan bir defter. Kendi kendine yazıyormuş gibi yalın, ama aynı zamanda yüksek sesle düşünür gibi dikkatli yazılmalı. Umursamadan, ama hesaplayarak... Sarhoşken yazılan, ama ayılınca yayınlanan...
Umarım.

17 Mart 2010 Çarşamba

zurnanın zırt dediği yer. Yalnızlık bana iyi gelmedi, yoksa geldimi?? bölüm-1

Bu gece aynadaki yansımama sıktığım kurşunlarla küçük bir ordu kurabilirdim.

Yeni dünyanın Adolf hitleri olabilirdim. Ya da gölde balık avlayabilirdim. Sonra arkadaşlarla toplaşıp mangal yapardık. Oturduğumuz yerden çam ağaçlarının yapraklarını saymaya çalışırdık.


Kendine saygı duymak, bazen karşındaki insana saygı duymaktan çok daha zor olabiliyor. Sonra katil olmak istiyorsun. Ya da uykucu
Bazen insana o yorganı açıp açmamak, dünyanın en çözülemez problemi gibi gelebiliyor. Sonra 3-4 saatlik rahatsız uykuna 1-2 saatlikte huzursuz uykusuzluk ekleniyor. Hemde üzerinde bir yorgan ve beyninde bir hiç ile.
Hayat bazen çok karışık. Karveışık. Bazense kaşık. Sadri alışık, uykusuz gecelere alışık. Karanlık odamda bir gram ışık. Sapı bükülemez, son derece paslanmaz en birinci kalite kaşık.
Hadi artık yatağa. Sabah kahvemi seninle karıştıracağım müşkülpesent kaşık.
tik-tak.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder