Defter

Boş sayfalarına baktıkça kendime kızabileceğim bir defterim olmalı. Sanki birgün, birileri kapağı kaldırıp okuyabilir diye, dikkatle yazacağım bir defter. Paylaşmak zorunda bırakan, yazarken tekrar okutan ve yazmak zorunda bırakan bir defter. Kendi kendine yazıyormuş gibi yalın, ama aynı zamanda yüksek sesle düşünür gibi dikkatli yazılmalı. Umursamadan, ama hesaplayarak... Sarhoşken yazılan, ama ayılınca yayınlanan...
Umarım.

29 Mart 2010 Pazartesi

mır mır mır

her gece aynı saatte o tekerlekli-metal şeyle odamın önünden geçen kafe çalışanları, çoğu gece beni uykumun tam orta yerinde selamlıyorlar. Bazı gecelerdeyse elimde bir bardak kahve oluyor. İşte o zaman diyorum ki, gecenin bu saatinde uyanık olup iş yapan sadece ben değilmişim. Uyumak yok diyorum. Hem uyuyacağımda ne olacak? Bak diyorum, onlar uyuyor mu?
Hem zaten gece her haliyle iyidir. Hiç yapmak istemediğin bir işi yapıyor olduğun geceler bile iyidir. Çünkü en nihayetinde iş iştir, gece gecedir. Bu gerçeklik değişmez.
O yüzden, gözlerimin kapanmaya çalıştığı o bir saniyelik karar anında kendi iç sesimi duyurmaya çalışıyorum. Kalk!
Bazen dışım içimi duyuyor, devam ediyor, bazense sesim - yıllardır içimde tuttuğum, utangaç, ve ışık görmeye görmeye zayıflamış iç sesim- irademle zihnimin çarpışırken çıkardığı gürültüde kaynayıp gidiyor.
İşte o zaman utangaç bir sabaha merhaba diyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder